Algoritmik Kast Sistemi: Kişilik Testlerinin Maskesini Düşürmek
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Bugün pek çoğumuzun sosyal medya profillerinde gururla sergilediği dört harfli kodlar —INFJ, ENTJ veya ENFP— sadece masum birer kendini tanıma aracı mı, yoksa modern iş dünyasının en sinsi eleme mekanizması mı?

Tim Travers Hawkins’in yönettiği Persona belgeseli, milyarlarca dolarlık kişilik envanteri endüstrisinin parlak ambalajını yırtarak, arkasındaki karanlık ayrımcılık sistemini gün yüzüne çıkarıyor.
Bilimin Gölgesinde Bir Falcılık
Belgeselin en çarpıcı noktalarından biri, dünyaca ünlü (MBTI) kişilik tipi göstergesinin kökenine inmesi. Hiçbir resmi psikoloji eğitimi olmayan bir anne ve kızın (Katharine Cook Briggs ve Isabel Briggs Myers) mutfak masasında geliştirdiği bu sistem, bugün küresel şirketlerin %75’inden fazlası tarafından kullanılıyor. Ancak belgesel, bu testlerin bilimsel bir geçerliliğinin olmadığını; klinik psikolojiden ziyade, 20. yüzyılın ortalarındaki sosyal normlara dayalı bir "kurumsal falcılık" olduğunu vurguluyor.
Bu noktada belgeselin ana figürlerinden akademisyen Merve Emre, şu sarsıcı tespiti yapıyor:
"Kişilik testi, iş için doğru kişiyi bulmaz; bulunmaya en hevesli, en uyumlu kişiyi bulur. Bu testler, emeği yönetmek ve manipüle etmek için tasarlanmış teknolojilerdir."
Kişilik Testlerinde Algoritmik Önyargının Anatomisi
Belgesel, kişilik testlerinin sadece "hatalı" değil, aynı zamanda "ayrımcı" birer sistem olduğunu üç temel eksende kanıtlıyor:
1. Geçmişin Hatalarını Kopyalayan Algoritmalar
Şirketler, algoritmaya "en başarılı çalışanlarımızın özelliklerini bul ve yenilerini buna göre seç" talimatı verdiğinde, sistem tarihsel önyargıları kopyalar. Eğer bir kurumun geçmişteki "başarılı" figürleri sadece belirli bir demografik gruptan geliyorsa, algoritma bu özellikleri başarı kriteri sanır. Sonuç olarak; sosyal becerileri bu dar kalıba uymayan nöroçeşitli bireyler veya farklı kültürel geçmişe sahip adaylar, yetkinliklerine bakılmaksızın sistem tarafından elenir.
2. Tıbbi Tanıların "Karakter Kusuru" Sayılması
Sistemin en sinsi tarafı, zihinsel sağlık durumlarını birer "risk faktörü" olarak kodlamasıdır. Belgeseldeki Kyle Behm vakası bunun en trajik örneğidir. Kyle, yetenekli bir genç olmasına rağmen, testteki "Bazen nedenini bilmeden kendinizi suçlu hisseder misiniz?" gibi aslında bipolar bozukluk veya depresyonu ölçen modifiye edilmiş psikometrik sorular yüzünden sistematik olarak elenmiştir. Şirketler, "tıbbi muayene yasağını" bu soruları "kişilik testi" adı altında sunarak delmekte ve etik olmayan bir eleme yapmaktadır.
3. Hesap Sorulamayan "Kara Kutular"
İnsan kaynakları uzmanı bir adayı elediğinde nedenini açıklamak zorundadır. Ancak kararı bir algoritma verdiğinde, süreç bir "kara kutu" içinde gerçekleşir. Karar verme süreci matematiksel bir formüle döküldüğü için, ortadaki ayrımcılık "nesnellik" maskesi takmış olur. Şirketler, algoritmanın arkasına sığınarak liyakati bir "uyumluluk tiyatrosuna" dönüştürür.
Sistemin Zayıf Karnı: Yasal Ayrımcılık Kılıfı
Persona, bu testlerin birer "kapı tutucu" (gatekeeper) işlevi gördüğünü savunur. Bir adayı ırkı veya cinsiyeti nedeniyle elemek suçtur; ancak onu "şirket kültürüne veya kişilik tipine uygun değil" diyerek elemek tamamen yasaldır. Bu durum, modern iş dünyasında yeni bir algoritmik kast sistemi yaratmaktadır.
Sonuç: Kimin İçin Tasarlandı?
Belgeselin sorduğu asıl soru şudur: Bu testler bireyin potansiyelini keşfetmesi için mi, yoksa kurumların "itiraz etmeyen" ve "sorunsuz" bir iş gücü yaratması için mi tasarlandı?
Merve Emre’nin de vurguladığı gibi; bu testler bize kim olduğumuzu söylemekten ziyade, sistemin bizden kim olmamızı beklediğini dikte eder. Eğer bir gün bir ekranın karşısında geleceğinizi belirleyen o soruları cevaplıyorsanız, unutmayın: O test sizin ne kadar yetenekli olduğunuzu değil, sisteme ne kadar az maliyet ve "sorun" çıkaracağınızı ölçüyor.
Moers ArGe Ekibi







Yorumlar